''Hayat kısa, kuşlar uçuyor...''

''Hayat kısa, kuşlar uçuyor...''

16 Ekim 2010 Cumartesi

Küskün mürekkep

Çilingir sofrasındaki dertleşmelere benzer, mürekkebin dolma kalemiyle buluşması. Biraz efkar eşliğinde muhabbet dilerler birbirlerinden, iki kadeh keder koyarlar önlerine ve mürekkep üstlenir sakiliği, o doldurur kadehleri son damlasına dek...

Efkarlarının sebebi kağıtlara olan küskünlükleridir, onlara dertlerini anlatamamış olmanın verdiği bir eksiklik.
Ne anlamları kalıyor ki, beyaz boş bir sayfaya damlayamadıktan sonra? İnce, kıvrık bir yazıyla içlerindeki hüznü dökemedikçe satırlara usulca?

Etrafımı çeviren dört duvarım meyhaneye dönmüştü sanki, havada yankılanan onca dert, sahiplerini aramaktaydılar, terkedilmişlerdi, onlar bile... Hepsine ben kucak açtım, mürekkebimin siyahında gizledim matem gibi. Şimdi o içini dökmek istiyor o'na sırt çevirmiş beyaz kağıda, yadigar bırakmak istiyor son damlalarını bir vasiyet misali. Ama küskünlükleri mani oluyordu buna, nedense elim varmıyordu yazmaya, yazıp matemimin siyahını akla buluşturmaya...

Şöyle bir döndüm, başımı kaldırdım bir türlü dolduramadığım kağıttan ve pencereden dışarıya baktım. Hiç tanımadığım bir yerde, gurbette yaşıyordum ve kış bastırmıştı, ancak yalnızlığın soğuğu karın soğuğundan ağır basıyordu, bacalardan çıkan dumanın arda bıraktığı geçici izler gibi, herkes kaybolmuştu. Sokaklar bomboştu ve her evden bir ışık yansıyordu karanlık sokaklara, şimdi o avizeler altında ne mutluluklar yaşanıyordur diye düşünüp iç çektim derinden, oysa ben mum ışığına da razıydım, şu yalnızlık olmasaydı...

Aslında yalnız değilim, benim gibi terkedilmiş bir dolma kalemim ve mürekkebim de yanımdalar. Hadi benim hayata olan küskünlüğümün çaresini bulamıyorum, peki ama boş sayfamla mürekkebim arasındaki buzları nasıl eritmeliydim? Onların kavuşması için, yalan bir aşk hikayesi mi yazmalıydım, ölümsüz birliktelikleri konu edip? Ama kavuşan aslında masal kahramanları olmaz mydıı öyle yapsam? Elim dolma kalemime uzandı, mürekkep şişesinin içine soktum ve kağıdın üstüne koydum elimi. Damladı mürekkep, azar azar damladı boş sayfaya, kavuşmak için bana muhtaç olmadığını kanıtlarcasına. Ve o damlada aslında tek bir gerçek gizlenmişti o da şuydu: kavuşmak için bir adım atmak yeterliydi, küskünlükleri ardında bırakıp uzak ufuklarda mutluluğun saklı olduğuna inanmak....

Tekrar kaldırdım başımı kağıttan, bu sefer kağıt ile mürekkebin kavuşmasından mıdır bilemiyorum, daha güzel geliyordu bana kış manzarası, tüten bacalar bana umut veriyordu, yanan ışıklar içimi ısıtıyor ve pencereden gelen kar bu sefer üzmüyordu beni...

Ve tam o esnada yalnızlığımı karın üstündeki ayak izlerine canan, mürekkebimin matemini derunum'a yar eyleyip,
toplayıp tasımı tarağımı, yürümeye başlıyordum ufuklarda saklanan mutluluğa kavuşmak için, beyaz sayfaların mürekkebe küs olmadığı diyarlara doğru...

1 yorum:

  1. ..damlasin tüm mürekkepler bu yazin icin tüm beyaz kagitlara!.. :)

    YanıtlaSil